Ana Sayfa Röportaj Babam Hamdi Sami Gökçen…

Babam Hamdi Sami Gökçen…

  • Hit: 2.301
  •  

     Almanya çıkışlı yüksek maden ve kimya mühendisi Hamdi Sami Gökçen… Döneminin en önemli fabrikatörü… O’na göre kötü iş yoktu, bütün işler şerefliydi ve bir başkası başarmışsa herkes yapabilirdi. Yeter ki istensin.. 86 yıllık ömründe hayata geçirdikleri O’nun azim ve başarı ilişkisini tanımlıyor. Galatasaray Lisesi’nde kendisinden önce yalnızca Tevfik Fikret tarafından gerçekleştirildiği bilinen bir yılda iki sınıf bitirebilme başarısı, Veliaht-ü Saltanat Abdülhalim’e Almanya seyahatlerinde refakat edebilme yetisi, çok kısa sürede Almanca öğrenerek Almanya’da liseyi bitirip üniversiteye girebilme ve iki ayrı diploma alabilme azmi, damat olarak girdiği ailenin yüksek borcuna kefil olma cesareti ve girişimciliği, hiç bilgisi olmadan ipek fabrikalarını işletme ve emprimeyi kurma becerisi, otobüs ahşap karoseri, karo, künk, ihraç tipi tahta sandık, plastik meyve-sebze sevk kasası imalatları gibi yeni alanlar oluşturma özgüveni; buz fabrikası, soğuk hava deposu, şoklama tesisleri, et-balık kombineleri kurma vizyonu, aslen tekstilci olan aileyi otomotiv sanayi plastik parça imalatına yönlendirme öngörüsü…

    Dahası, Bursa’nın sanayi devi olması için elini taşın altına koyanlardan…

    Bir süre Türkiye’deki İtalyan ve Fransız maden şirketlerinde çalışıp, bu arada da ağabeyi Cemalettin Sami ile Milas’ta bir zeytinyağı- un fabrikasını büyük ağabeyi Kemalettin Sami Paşa’nın maddi desteğiyle kurup işlettikten sonra, 1929 senesinde Osman Fevzi Efendi’nin torunu ve  Cizyedarzâde Saffet Bey oğlu Bursa eski mebusu fabrikatör Mehmet Memduh Beyin kızı Şükûfe hanımla evlendi. Kayınpederinin 1932’deki ölümü üzerine, ailenin zor durumda kalışıyla iktisat vekâletindeki görevinden istifa ederek, Ankara’dan Bursa’ya geldi. Öncelikle Japon imparatorluk ailesinden Kont Otani ile ortaklığı bulunan Türk-Japon Fabrikası’nın işletmesinde suistimal gözlediği gerekçesiyle Japon ortaklığını bitirerek yola koyuldu. Öte yandan kayınpederinin kefil olduğu tütüncü Hüseyin Kavala’dan, o günün parası ile 364 bin lira borcu da üstlenmek durumunda kaldı.

    Hamdi Sami Gökçen’in öykülere konu olacak nitelikte hayat mücadelesini oğlu Memduh Gökçen anlatıyor…

    “Annem Şükûfe hanım darboğazı aşabilmek adına terk-i veraset yoluyla gayrimenkullerinden vazgeçiyor; Karacabey’deki araziler, Kükürtlü ve Hüsnü Güzel otel hisseleri, birçok handaki dükkanlar, Mudanya’daki zeytinlikler, Karacabey’deki araziler bir bir elden çıkıyor, hatta içinde üç köyü bulunan Haydar Çiftliği sadece 5 bin liraya haraç mezat uçup gidiyor; babam da geriye kalan borçlar ve işletme sermayesi için kredi talebinde bulunuyor. 30’lu yıllarda bankaları ikna için öne sürüp kabul ettirebildiği tez özetle şöyle: Bankanın fabrika işletemeyip ancak satabileceği, borcun ise bu yolla karşılanamayacağından hareketle, kendisine vade sağlanıp bir miktar kredi de verilmesi halinde, çalışıp borçları ödeyebileceğini taahhüt eder. Böylece milli servet heba olmayacak, aynı zamanda istihdam korunabilecek, banka da alacaklarını faizi ile tahsil edebilecektir. Bu yüksek taahhüdün altında, Almanya ve Türkiye’deki maden işletmelerinde gerekli deneyimi fazlasıyla edinecek kadar çalışmış, iki diplomalı, dinamik bir mühendis olmanın güveni yatıyor olmalı. Nitekim kendisine başarmak dışında şans tanımayarak çıktığı bu zorlu yolda gece gündüz demeden büyük özveriyle çalışıp tüm borçları kısa süre içinde ödediği gibi, koza- ipek ipliği üretimini haiz dokuma- boya- apre fabrikalarına zaman içinde emprime kısmını da ilave ederek çok hürmet ettiği kayınpederinin teşebbüsünün başarısız kalmamasını sağlamıştır babam. Sevgili eşinin ismini verip “Ş. Gökçen Dokuma, Boya, Apre ve Emprime Fabrikaları” adı altında büyüterek entegre tesis haline getireceği işletme 50’li yıllara değin faaliyetini sürdürdüğü gibi, ailenin sanayi yolculuğu da akamete uğramamıştır.”

    “Kötü iş yoktur, bütün işler şereflidir”

     Bu sürecin ardından diğer iş sahalarına gelince… 1951’de gıda sanayiine girmeyi düşünerek, önce soğuk hava, buz fabrikasını, 1951’deki Marshall Planı kapsamında kredi alarak et ve balık şoklama kombinelerini kuruyor Hamdi Sami Gökçen. Ancak dondurulmuş et-balık, halk ve esnaf tarafından benimsenmeyince; kurutulmuş soğan-sarımsak imalatı, modern konserve fabrikası düşleri, Avrupa’ya gıda ihracı projeleri akamete uğruyor. Bu arada ilk baskısı 15 Aralık 1946’da yayımlanan “Yarın Pazar” adlı gazeteyi çıkararak ailenin ilk medya girişiminin başını çekiyor. Kurduğu marangoz atölyeleriyle otobüs ithalatı serbest bırakılıncaya kadar kamyon şasileri üzerine ahşap otobüs karoserleri imal ediyor. Plastik kasalar tahta olanların yerini alıncaya değin, yaş sebze meyve ihracı için el işi çivileme yerine seri tel dikişli sandık işine de başlıyor. Memduh Gökçen’in Almanya’dan dönüşüne denk gelen bu süreçte  -biraz da emrivâkî ile-  oğlunu ikna eden Baba Gökçen, böylece de tekstilin yanı sıra plastik enjeksiyonla meyve sebze sandığı ve şişe kasası imalatına atılıyor. Bundan sonraki sürece de yine Memduh Gökçen’in anlatımıyla tanık oluyoruz:  “Yani aslında bugün hala devam edilmekte olan otomotiv sanayiine plastik parça üretimine başlanmasına daha 1974’de önayak oldu. Öte yandan daha 40’lı yıllarda 150 küsur bin nüfuslu şehrin, iki misli kapasitedeki ‘Gökdere İsalesi’ taahhüdünü üstlenip, böylece değil 300 bin nüfusa, baraj yapılıncaya dek yetecek içme suyunun Bursalılara ulaştırılmasına vesile oluşuyla kıvanmamak elde değil. Çoğunu burada zikredemeyeceğim girişimcilik azmine bir örnek daha vermek isterim: 50’lerin başında takriben 100 bin lira zarar ettiği için kaldırılması söz konusu olduğunda Mudanya-Bursa tren yolu işletmesine talip olmuştur. Bunu bir kamu görevi olarak gördüğünü, kira mukabili sayılacak bir para ödeyemeyeceğini ama işi üstlenerek devleti 100 bin liralık zarardan kurtaracağını, ulaşımın da aksamayacağını taahhüt edince; karar yetkisini aştığı gerekçesiyle konu belediye tarafından Ankara’ya havale edilmiş, ancak uzun görüşmeler sonucu onaylanmamış, Mudanya Treni kaldırılmış, bizlere de nostaljisi kalmıştır… Kendisinin yapamayacağı iş olmadığına inanmışızdır, daima ‘kötü iş yoktur, bütün işler şereflidir, yeter ki isteyerek çalışıp işinizi doğru yapın’ der ve eklerdi: ‘Bir başkası bir işi başarmışsa, siz de yaparsınız!’ 86 yıllık ömründe hayata geçirdiklerini şöyle özetlemek mümkün: Galatasaray Lisesi’nde kendisinden önce yalnızca Tevfik Fikret tarafından gerçekleştirildiği bilinen bir yılda iki sınıf bitirebilme başarısı, Veliaht-ü Saltanat Abdülhalim’e Almanya seyahatlerinde refakat edebilme yetisi, Çok kısa sürede Almanca öğrenerek Almanya’da liseyi bitirip üniversiteye girebilme ve iki ayrı diploma alabilme azmi, damat olarak girdiği ailenin yüksek borcuna kefil olma cesareti ve girişimciliği, hiç bilgisi olmadan ipek fabrikalarını işletme ve emprimeyi kurma becerisi, otobüs ahşap karoseri, karo, künk, ihraç tipi tahta sandık, plastik meyve-sebze sevk kasası imalatları gibi yeni alanlar oluşturma özgüveni; buz fabrikası, soğuk hava deposu, şoklama tesisleri, et-balık kombineleri kurma vizyonu-  Aslen tekstilci olan aileyi otomotiv sanayi plastik parça imalatına yönlendirme öngörüsü…  Babam ipekçiliğin çöküş sürecinin başlangıcını yaşamıştır. Ancak bugün Gökçen Hanlarının bulunduğu fabrikalarda çok kıymetli insanların yetişmiş olması o devir için olumlu gelişmedir. Bir okulmuşçasına, Türk Japon Fabrikası ve diğer kuruluşlarında teşrik-i mesai yapıp, sonraları sanayici, işadamı olarak kentin ticaret ve sanayine katkıda bulunan isimlerden bazıları: Mustafa Dörtçelik, Davud Dörtçelik, Said Beykont, Hüsnü Aydın, Şevki İpekten, Apturrahman Şenipek, Abdurrahman Sarpkan, Hüseyin Sarpkan, Hüseyin Çahantimur, Ömer Badırgalı, Necati Kurtcan. Zaman zaman tekstildeki yanlış ve usulsüz uygulamalar üzerine konuşulduğunda, ‘kişileri vergi ödememeye alıştırdığı gerekçesiyle, tanınan bazı avantajlar yanında göçmenlere on sene vergi muafiyeti uygulamasını yanlış bulur, yine de parayı dışarıda değil de bu ülkede kullanarak istihdam sağlayanları bir yerde mazur bulmak gerekir’ derdi. Çünkü kayıt içi çalışıp vergisini ödeyerek rekabete dayalı hakiki sanayicilik yapabilmek esastı babam için. Osman Fevzi dede ile başlayan tekstil işi günün çalışma-çalıştırma koşulları, kayıt dışı haksız rekabet nedeniyle 2008’de akamete uğradıysa da beş nesil boyunca 158 yıl sürebildi; 41 yıldır kesintisiz üretim yapılan plastik ve gıda sanayiyle yola devam edildi, ediliyor.”

    “Haklı isen çekinmeden gidip anlatacak, talep edeceksin!’

    Daha yirmi yedi yaşındayım, döviz sıkıntısı yüzünden ithalatın kapasiteler oranındaki kota ve tahsislerle kısıtlı yapılabildiği süreç… Bursa’daki tekstil fabrikalarına boya tahsisi uygulanacağı o dönemde, BTSO’da branşımızla ilgili komisyondayım; devrin Ticaret Bakanı Ahmet Türker’le görüşmek üzere Ankara’ya gittik. Özel kalem müdürünün ‘randevunuz yok, kimsiniz, nesiniz, şimdi görüşemezsiniz’ demesine kalmadan babam kapıyı vurup içeri daldı. Bir seksen beş boyu, kırlaşmış saçları, yakışıklılığı, duruşu, konuşması, kendisini sunuş biçimi, hatta  göbeğiyle müsemma heybeti… Haklı olduğuna inandığında kimseye boyun eğmeyip, mükemmel Osmanlıcasıyla karşısındakini derhal etkileyebilme yetisi, kıvrak zekasının cevaz verdiği hazır cevaplığı, keza espritüel olduğu kadar oturaklı tavrıyla bıraktığı izlenim… Sonuçta bana da dersimi vermiştir: ‘İşte evladım, tahsilleri, bilgileri ölçüsündeki tüm bu üst kademedekiler sana hizmet için oradalar. Valisi de, bakanı da, reisicumhuru da böyle. Ücretlerini vatandaş olarak sen ödüyorsun. Haklı isen çekinmeden gidip anlatacak, talep edeceksin!’

    Yarım asrı aşan sanayi dönüşümünün ilk harcı Bursa’da atılmıştı. Bursa ilk organize sanayi bölgesi kurulumunun ardından lokomotif oldu. O zamanın Başkan Vekili  Hamdi Sami Gökçen de Bursa’nın sanayi devi olması için katkı koyanlardan…

    6 Haziran 1889 tarihli ilk yönetim kuruluna başkanlık ettiği gibi, kurucusu da olan büyük dedem Osman Fevzi Efendi, o gün için 70 üyeli BTSO’nun, şemsiyesi altında binlerce firma, kuruluş, işletme, meslek erbabı, işadamını barındıracağını, 64 farklı komitesiyle kabına sığmayarak 1999 yılından bu yana yeni binasında hizmet vereceğini öngörmüş müydü? Sanmıyorum. Beş yıl kadar oluyor, BUSİAD’ın o zamanki basın danışmanı Murat Kuter kardeşim, derneğin kuruluşunun üzerinden otuz üç yıl geçtiğini söylediğinde şöyle bir duraklayıp,  BTSO’da Bursalı işadamlarını temsil etmek üzere bir derneğin kurulmak istenmesini yadırgayıp karşı çıkışımı hatırlayıverdim. Dayızadem sevgili Hitay ile evli olup arkadaşım olmasından da mutluluk duyduğum rahmetli Doğan Ersöz’ün yapıcı yaklaşımıyla ikna olarak kurucu üyeler arasında yer almayı uygun gördüğüm o anlar gözümde canlandı. Önceleri bu girişimi, on altı yıl boyunca seçilerek komisyon üyesi olarak çalıştığım, yönetim kurullarında yer aldığım, meclis başkan vekili de olduğum BTSO’nun bölünmek istenmesi gibi yorumlamıştım. Babamın da benden önce başkan vekilliği yaptığı oluşumun yerine geçeceği söylentilerinden de etkilenmiştim. Odada sanayi ve ticaretle alakalı alınan bazı kararların, gelişimin aleyhine olduğuna inanan arkadaşlarımızın kurmayı düşündükleri bu derneğe başta muhalefet etmiş, iki farklı oluşumun birbirlerine rakip olacağı kaygısı duymuştum. Bugün, biri zorunlu oluşum, diğeri ise gönüllü girişim olarak, her ikisinin de varlığının gerekli olduğunu düşünüyorum. Ancak  ‘ticaret’ ve ‘sanayi’ kavramlarının birleştirilerek aynı çatı altında temsil edilmesini yıllardır doğru bulmuyor, özellikle de BTSO seçim ölçütlerinin değiştirilmesi gerektiğinde ısrar ediyorum. Meclis ve yönetim kuruludan ayrılma nedenimi de oluşturan, bunca yıl sonra hala düzelmediğini gördüğüm hakkaniyetsiz dengeden üzüntü duyuyorum. Bunu otomotiv sanayinden örnek vererek daha açık ifade etmem gerekirse; 70’lerde 4 bin işçi çalıştırıp 30 bin oto üreten firma sahiplerinin, senede bir tek otobüs imal edebilen karoseri üreticisi gibi tek oy ile seçime girmesi, bence büyük dengesizliktir. Daha doğru temsil edilememe kaygısı biz sanayiciler için ciddi bir sıkıntı olmuş ve ne yazık ki yanlıştan dönülmemiştir. Ne iş dünyasındaki olumsuzluklara çare olma amacıyla kurulan BUSİAD’ın, ne de son otuz yılda sayısı elliyi aşan SİAD’ların bu çözümsüzlüğü giderip sonuca ulaştırması mümkün görünmüyor. Yönetimde olanlara her geçen gün daha büyük iş düşüyor; ne diyeyim, Allah yardımcıları olsun.

    Pek çok iş kolunda faaliyet gösteren Hamdi Sami Gökçen, altmış yaşındayken fabrikayı oğlu Memduh Gökçen’e devretti. Gökçen ailesinin sanayi alanında yaşadığı süreci, bugünün süreci göğüsleyen hamlelerini de paylaşıyor Memduh Gökçen…

    Babam 1951’de kurumsallaşma gayesi ile şahıs firmasını aile şirketine dönüşecek “Gökçen Ltd” adıyla kurmuş, 1958’de altmış yaşındayken fabrikaları bana devretmiştir. Dokuma kısmını devralıp bir sene çalıştırdıktan sonra, ablamın eşi Ahmet Kefeli ve ağabeyi Yakup Kefeli ile ortaklık kurarak kiraladığımız Türk Japon ile Yolgeçen Fabrikalarını Buteks adıyla dört sene müşterek işlettik. Akabinde yalnız başına kurduğum Bemteks ile 44 yıllık tekstil yolculuğum devam ederken, 1963’de İpeker ile aynı sene otomatik emprime baskı makinelerini Bursa’ya ilk getirenler olduk. Babamın öngörü ve ısrarıyla 1974’de Bemsa AŞ Tekstil ve Plastik enjeksiyon firmasının kurucusu olarak plastik meyve sebze ve şişe kasalarıyla thermoplastik ürünlerin imalatına başlayıp, böylece de halen devam edilmekte olan otomotiv sanayi için plastik parça üretimine zemin hazırlamış olduk. İtalya’da tekstil eğitimi gören kızım Şükûfe Gökçen, on yıl İstanbul kumaş-konfeksiyon piyasasında çalışıp edindiği ticari tecrübe ile Bursa’ya dönerek,  özellikle tekstil branşındaki aile işletmelerinde yürüttüğü yöneticiliğin yanı sıra, Bemteks, Bemsa, Bupet, kaplıca işletmeleri gibi aile şirketlerinin yönetim kurullarında görev yapmıştır. Bilhassa ailenin inşaat işlerinin takip, denetim ve sorumluluğunu üstlendiği gibi, Mudanya’daki Tahir Paşa Konağı’nın müzeye dönüştürülmesi, kaplıca işletmelerinin sağlıklaştırılması ve Bursa’ya kazandırılan fizik rehabilitasyon hastanesinden sonra, ecdat evi tekke, aile müzesi, yaşlılar bakım evi-sosyal tesisi ve Gökçen Rezidans site inşaatlarının planlanmasından dekorasyonuna değin hayata geçirilmesinde de önemli işlev yüklenmiştir. Dedesinden devraldığı girişimci genleriyle Bodrum Marina ve Bodrum Bitez’de butik otel olarak tadilat ve dekorasyonlarını gerçekleştirdiği şık işletmelerin başında, turizm sektöründe çalışmaya devam ediyor. Milletvekilliğim döneminde işleri takip eden eşim Deniz Gökçen’in ardından yönetimi peyderpey kendisine bıraktığım oğlum Celal Gökçen ise, daha yüksek öğrenimini Almanya’da sürdürdüğü yıllardan başlayarak plastik işini ülkeye döndüğü 1985 yılı itibarıyla devralmıştır. Kurucusu ve en büyük ortağı olarak inşaatından itibaren başında bulunduğu 3 bin metrekarelik kapalı alandaki enjeksiyon fabrikası BPlas, zamanla kabına sığmayıp başka işletmeleri de doğurmuştur. 3 makine ile başlanan iş hacmi, Gölcük, Adapazarı, Buseb, Demirtaş, Osmangazi’de toplamda 170 bin metrekare üzerine 85 bin metrekare kapalı alanda kurulu 5 ayrı fabrikada, 109 enjeksiyon makine kapasitesine ulaşarak devam etti, ediyor. Avrupa’da da birçok patent sahibi olan Celal’in, 2015 sonlarında Berlin’deki bir eğitim uçağı fabrikasını da şirketleri arasına katması yalnız Bursa için değil, Türkiye için de umut vesilesi. Her türlü beynelmilel imalat, bakım ve gerekli lisansları haiz fabrikayı alma hedefi, daha Cumhuriyetin ilk yıllarında Nuri Demirağ ve Almanlarla başlayıp akamete uğratılmış teşebbüsü hayata geçirmek; böylece de atamızın arzusu doğrultusunda üretilen uçaklar ve yetiştirilecek pilotların Türkiye ve dünya semalarında yükselebilmesini sağlamak. Allah muvaffak etsin inşallah..

    Mevcut faaliyet alanlarımızda plastik türevlerinden otomotiv, beyaz eşya, uçak ve inşaat sanayinde kullanılan muhtelif ebat ve çeşitlilikte ürünler imal ediliyor. İşlerin başına geçen gençlerimizin idaresindeki Gökçen Şirketler Grubu, tekstil, plastik, turizm, inşaat, sağlık, medya, gıda ve otomotiv yan sanayi alanlarındaki üretimlerle gelişerek devam ediyor, bizlere de destek olmak ve kıvanmak düşüyor. Tüm bunları ülkemize, kentimize, BTSO’muza, BUSİAD’ımıza, çalışanlarımıza, büyük dedemiz Osman Fevzi Efendi, dedemiz Memduh Bey ve özellikle babam Hamdi Sami Gökçen başta olmak üzere ailem ve sanayide devam eden evlatlarıma borçlu olduğumun bilincindeyim. Ne mutlu bana!