Ana Sayfa Gezi Yazıları Eski bir “Yahudilik” sakininin anıları…

Eski bir “Yahudilik” sakininin anıları…

  • Hit: 802
  • FOTOĞRAFLAR: AYKUT GÜNGÖR

    İbranice yazılmış 580 tarihli bazı belgeler, Bursa’daki Yahudi nüfusunun varlığına işaret ediyor. Bu da en eski Bursalıların Yahudiler olduğunu kanıtlar nitelikte…  Yine, İspanya ve Portekiz‘den kovulan Sefarad Yahudileri’nin bir çoğu, 16. yüzyılın ilk yarısında Bursa’ya yerleşmeye başlıyor. Osman Bey, 1324’te Bursa’yı fethettiği zaman kentte yerleşmiş bir Yahudi Cemaati’ne rastladığı da aynı belgelerde mevcut. Savaş dolayısıyla şehri terk eden Yahudiler, fetihten sonra şehre geri döner ve Orhan Bey döneminde bir fermanla ayrı bir mahallede oturma imkanı bulurlar. Bu mahalle “Yahudilik” adıyla anılan Sakarya Caddesi’dir. Halen Bursa’da ancak 60 Yahudi ikamet etmekte olup, çoğu 50 yaşın üstündedir…

    Momo (Moiz) Uzsinay… 72 yaşında. Dedesi Moshe Heskiya Osmanlı zamanında Plovdiv’den (Filibe) Bursa’ya göçüyor. Dede Heskiya haham… Bursa’da Yahudi Cemaati’nde İbranice ve Tevrat dersleri veriyor. Sakarya Caddesi’nde oturuyor…  Moshe Heskiya (sonraki bölümlerde Uzsinay olarak adlandırılacak. Cumhuriyet döneminde çıkarılan bir kanunla soyadı Uzsinay olarak değişiyor) Bursa’da evleniyor ve 5 çocuğu oluyor. Pepu Uzsinay da çocuklardan biri, yani Momo Uzsinay’ın babası… Pepu Uzsinay’a göre “Uzsinay” soyadı eski Türkçede güzel ressam anlamında bir kelime.

    Bu kısa girişten sonra Momo Uzsinay’la tanışma hikayemizi anlatayım. İsrail’in Tel-Aviv kentinde bulunan Moshe Dayan Center for Middle Eastern and African Studies‘ta öğrenim gören arkadaşım Naif Yılmaz’ın davetlisi olarak bir grup gazeteci İsrail’e seyahat ettik. 1948 yılında İsrail’in kurulmasıyla birlikte Bursa’dan da büyük bir Yahudi nüfusu İsrail’e göç ediyor. Bursa Musevi Cemaati Vakfı Başkanı Leon Ennekave ile temasa geçip, İsrail’e göç eden Yahudilerle görüşmek istediğimizi söyledik ve Leon Ennekave vasıtasıyla İsrail’deki Türkiyeliler Birliği ile temaslarda bulunduk. İşte 10 yıl boyunca İsrail’deki Türkiyeliler Birliği’nin başkanlığını yapan Momo Uzsinay’la da bu sayede tanışmış olduk… İsrail’deki Türkiyeliler Birliği ziyaretimizde bizleri Bursa Musevi Cemaati Vakfı Başkanı Leon Ennekave’nin kuzeni İsrail’deki Türkiyeliler Birliği Sektereri Jak Aboresi ve birliğin 10 yıl başkanlığını yapan Bursalı Momo Uzsinay karşıladı. İsrail’de eski bir Bursalı’ya rastlamış olduk. Momo Uzsinay’ın anılarıyla eski Bursa’ya uzandık…

    Momo Uzsinay’ın kütüğü Bursa’da… Herhangi bir resmi evrak gerektiği zaman Bursa’nın yolunu tutuyor. Bu durum işine de geliyor çünkü Bursa’yı çok seviyor, Bursa’ya her geldiğinde bayram günlerini hatırlıyor. “Bursa’dan kopamadık, kopmadık, kopmak da istemiyoruz” diyor…

    Babam Bursa’da okudu. Okul yıllarında Atatürk’ün Bursa’ya geldiğini anlatır. Daha sonra babam İstanbul’a geçiyor. Annemi İstanbul’da tanıyor ve bizler İstanbul’da doğuyoruz. Benim Bursa ile ilişkilerim devamlı Bursa’ya gitmemizdir. Hatta komiktir…Bursa’da nüfus memurunun hatasıyla eski nüfus cüzdenımda  ‘Dini Musevi- mezhebi İslam’ yazardı.Hem Yahudi hem Türk bayramlarında babam ‘Hadi Bursa’ya gidiyoruz’ derdi. Hatırlarım o zamanlar taa Kartal’a giderdim oradan vapurla Yalova’ya geçerdik Yalova’dan Bursa’ya gitmek bir buçuk saat sürerdi. Bursa’ya giderdik ve soluğu Çekirge’de alırdık. Gönlüferah diye bir pansiyon vardı şimdi kocaman otel olmuş. Eski Kaplıca’ya giderdik. Bütün bunlar benim çocukluğumu ve gençliğimi yaşadığım yıllardır. En son 3 yıl önce geldim Bursa’ya… Biz de tatil olduğu zaman ‘Baba nereye gidiyoruz?’ diye sormak yoktu. ‘Baba Bursa’ya ne zaman gidiyoruz?’ diye sorardık. Her şey bizde Bursa’ydı. Çünkü, babamın çok dostu vardı orada. Babam kunduracılığa başladı. Bursa’dan çok müşterileri vardı. Bursa’nın Kapalı Çarşısı’nı ve meşhur İskender’ini yerdik. En eskisinden orjinal İskender dönercisinden bahsediyorum. Nurettin vardı. Meydanda, küçücük bir dükkanı vardı. Biz dışarıdan gelirdik. Babam geldiği gibi ‘Pepu abi hoş geldin’ derdi. Biz çarşıdan geldiğimizde karşıda muhallebicide otururduk ve dönerler bize, oraya gelirdi. Bursa hatıralarımı hiç unutmayacağım. O zamanki sinagogu… Bugün çok küçük bir cemaat var orada. Seneler geçtikçe Bursa’nın ne kadar geliştiğini gördük. Gün geldi benim askerlik zamanım geldi. Ben İngiltere’de üniversiteyi bitirdim. Bursa’da askerlik şubesine gittik. O zamanın albayı babama, ‘Bay Pepu oğluna söyle o bıraksın subaylığı biz onu rahat bir yere gönderelim orada er olarak yapsın askerliğini’ dedi. Ben istemedim. Subaylık hakkımı kullandım ve eğitimden sonra Edremit’teki orduevinde yaptım askerliğimi. Seneler geliştikçe Bursa’nın ne kadar geliştiğini gördük. Çekirge’deki küçük pansiyonların otellere dönüştüğünü gördük. Yalova- Bursa yolunun devamlı geliştiğini gördük. Çelik Palas büyüdü ve büyüdü… Balkona çıktığım zaman aşağıya bakıyorum kaplıcalar vardı. Bursa’dan kopamadık, kopmadık, kopmak da istemiyoruz. Uludağ’ı daha çok ziyaret ediyoruz. Buradan İsrailli arkadaşları da götürüyorum. Kalbimin bir köşesi Bursa’da… Bursa’ya ve Türkiye’ye çok bağlıyım. Geçen gün Fenerbahçeyle maç vardı. Benim bileklerimi kesersen sarı lacivert kan akar ama ne var ki Maccabi de sarı lacivert. Bursaspor babamın takımıydı. Babam anlatırdı. Genç takımda oynardı. Biz birkaç kere Bursa’ya gittik. Atatürk Stadyumu’na giderdik. Fenerbahçe- Bursaspor maçlarına giderdik ben Fenerbahçe’yi tutardım. Babam Bursaspor’u tutardı. Bursaspor da bizim gönlümüzde yatan takımdı. Bugün sorsan Fenerbahçe’den sonra Bursa’ya bakarım nerelerde diye…

    DOST YARDIMI

    Sene 1944. Varlık Vergisi. Baba Pepu Uzsinay’ın İstanbul’da kundura işi var. Küçük bir esnaf. Babası Moshe’yi oturtuyor kasaya. Toplasan toplasan bütün sermaye 5 bin lirayı tutmuyor. Varlık Vergisi istiyorlar. 72 saat içinde 50 bin TL Defterdarlık’a para getirmesini istiyorlar. Paralarını ödeyemeyen Yahudiler Aşkale’ye sürgün ediliyordu. Ödenmediği takdirde Aşkale’ye sürgün edileceğini biliyor baba Pepu Uzsinay…  Pepu Uzsinay’ı bir düşünce alıyor ve Hermes marka daktilosunun başına oturuyor. Kırtasiyecilerden aldığı kopya kağıtlarıyla başlıyor yazmaya. 70-80 adet kopya yapıyor. Hepsini İzmir, Adana, Gaziantep, Trabzon, nerede müşterisi varsa gönderiyor. Mektupta şöyle yazıyor: Benim çok kısa bir zaman içinde 50 bin TL ödemem var. Sizden ricam, lütfen bana avans gönderin, siparişinizi gönderin, ben size vermiş olduğunuz siparişin karşılığını göndereceğim. 80 tane müşteriye mektupları yollyor Pepu Uzsinay ve bir hafta sonra bankada 82 bin TL para toplanıyor. Bütün müşteriler sorgusuz sualsiz parayı gönderiyor ve Baba Pepu Uzsinay 50  bin TL’yi kuruşuna kadar ödüyor ve bir sene sonra o avansların mallarını fazlasıyla Türk dostlarına gönderiyor. Türk dostlarının bu yaptığını ömrü boyunca unutmayan Pepu Uzsinay’ın asıl esas zenginliği ise bu olaydan sonra başlıyor… Dostluk…

    ESKİLERLE YAŞIYORUM…

    Çok sevdiği Türkiye’den ayrılmak zorunda kalıyor Momo Uzsinay… 1971 yılında Türkiye’den İsrail’e göç ediyor eşi ve çocuklarıyla… Gerekçe ise tehdit…

    Benim oğlum 69 doğumlu. 70’te bir yaşındaydı. Biz o zaman İstanbul Taşlık’ta otururduk. Çocuğumun Suzan adında bir dadısı vardı. Dadı vasıtasıyla bana bir zarf verildi. Aldım mektubu açtım. “Sayın bay Momo, oğlunuz gayet güzel dolaşıyor parkta. Analı babalı büyüsün. Sizden küçük bir ricamız var. Bu zarfın içine 50 bin dolar nakit para koyup dadıya verirseniz yarın ben onu alıyım yoksa hiç buralarda bir daha dolaşmasın” diye bir tehdit mektubu geliyor. Ben ve eşim endişelendik. Babamın evine geçtik. Bu korku içimize girdikten 1,5 ay sonra ben İsrail’e geldim. Babama düzelirse geri döneceğimi söyledim. 71’de buraya geldim ama Türkiye’ye gitmeyi sürdürdüm. Gelişimin sebebi tehdit. Azınlıklara yapılan tehditler vardı. İstanbul Başkonsolosu Efraim Elrom’u öldürmüşlerdi. Mahir Çayan, Deniz Gezmiş zamanında… Biz bunları yaşadık. Azınlıklarla uğraşıyorlardı. Buraya gelmeden önce İbranice bilmiyordum. Ben küçükken dedem dua kitaplarını okumam için bana alfabeyi öğretmişti. Duaları okurdum. Alfabeyi bilirsen lisanı öğrenmek çok kolay oluyor. 6 ay içinde İbranice’yi çok kolay konuştum. Burada kimse bize pis Yahudi demiyor. Burada şahıs olarak yabancı hissetmezsiniz fakat eskisini ararsınız. Ben hala eskilerle yaşıyorum. Ben burayla bütünleşemedim. Benim bütün arkadaşlarım Türk kökenli. Biz akşamları toplanırız sinemaya gideriz. Restorana gideriz. Evlerde toplanırız yalnızca Türkçe konuşuruz. Yabancılık hissetmiyoruz. Ama İsraillilerle pek fazla asimile olamıyoruz. 500 küsür sene evvel büyük Yahudi çoğunluğu Osmanlı topraklarına getirildikleri zaman İspanya’dan, Yahudiler çok devlete bağlı, hiç devletle problemi olmayan bir toplumdu. Osmanlı’nın Ermenilerle bir problemi oldu. Yunanlarla problemi oldu. Ama Yahudilerle hiçbir zaman olmadı çünkü Yahudiler her zaman iyi bir vatandaştı. Osmanlı’da padişahlar iki tane en önemli görevi Yahudilere verirdi. Maliye Bakanlığı ve doktorlar… Her padişahın şahsi doktoru Yahudiydi… Yahudiler de hiçbir zaman devlet işlerine karışmadılar. Bizler buraya geldiğimizde o hüviyete bürünmüş olarak geldik. Biz de burada devlet işlerine karışmadık. Türklüğümüzü de daima koruduk. Ama bizlerin de hala Türkiye’ye bağlılığı var.

    Türkiye’den İsrail’e göç eden Momo Uzsinay daha sonraki yıllarda İsrail’deki Türkiyeliler Birliği’nin başkanlık görevini 10 yıl boyunca üstleniyor ve kısa bir süre önce görevi Zali de Toledo’ya devrediyor.  Momo Uzsinay birliğin çalışmalarıyla İsrail’de Türkiye’yi yaşattıklarını söylüyor…

    Türkiye’de 80 bine yakın Türk kökenli Musevi vatandaş bulunuyor. 45 bin kişi Türkiye’den İsrail’e göç etti. Ancak birinci nesil çocuklarımızla birlikte Türkiyeliyiz diyoruz. Kızım buradadır ama o da Türk’tür. Türkçe konuşur. Her 45 bin kişinin gelişi değişik sebeplerde ve değişik tarihlerde oldu. Birinci geliş büyük akım 1948’lerde İsrail Devleti kurulduktan sonra Türkiye’den hali vakti pek yerinde olmayan, Varlık Vergisi’yle tüm servetini kaybeden belki de İsrail Devleti kuruldu diye bağları olan, milli bağlılığı olan kişiler buraya geliyorlar. Bu birinci akımdı 15-20 bin kişilik bir akım oldu. Ondan sonra değişik dönemlerde değişik sınıfta kişiler buraya geldiler. Ben 70’lerde geldim.  O senelerde de bir akım geldi. Sonra 80’lerde de tekrar bir karışıklık oldu. Huzursuzluk vardı. 80’lerden bu yana büyük bir akım olmadı. Her ne kadar Türkiye’de son senelerde İsrail ile ilişkilerde gerginlik olduysa bile gerçi şu an düzelmiş durumda… Ekonomik zorunlulukları olanlar Türkiye’den kalkıp buraya geliyor çünkü İsrail Devleti tüm dünyadan buraya gelen Yahudilere kapılarını açmış durumda ve muhacir hakları tanıyor. Onlara birtakım kolaylıklarda bulunuyor. O bakımdan göçmenler grubu var burada. Bizim bütün arkadaşlarımız Türk. Ticaret hayatımızda Türkiye ile ya da buradaki Türklerle iş yapıyoruz. Dinlediğimiz müzikler, yemeklerimiz hep Türkiye’den… 50 senedir burada olmamıza rağmen Türkiyemizi burada yaşıyoruz ve yaşatıyoruz. İsrail’i Türkiye’de güzel gösterelim Türkiye’yi de İsrail’de güzel gösterelim amacımız var. Bunu yürütüyoruz. İnişli çıkışlı oluyor. Burada Türkiye’den İsrail’e gelen vatandaşlara yardımcı olmak gibi bir görevimiz var. Buraya geldiklerinde dil bilmiyorlar, okullara yazdıracaksın, burada gönüllü arkadaşlarımız onlara yardımcı oluyor. Onlara merak etmeyin biz buradayız, bir probleminiz varsa bize gelin sizlere yardımcı olalım diyoruz.

    SON GELİŞMELERDEN UMUTLUYUZ

    Momo Uzsinay, İsrail’le Türkiye ilişkilerinin son yıllarda bozulmasının da iki ülke vatandaşlarını önemli ölçüde etkilediğine vurgu yapıyor.

    Benim zamanımda 660 bin İsrailli Türkiye’ye giderdi. İsrail nüfusunun yüzde 10’uydu. Türkiye İsraillilerin Amerika’dan sonra en çok gittiği ikinci ülkeydi. Son zamanlarda o yerlerde İsrail düşmanlığı halkın içine girdi. Türk halkının içine sokuldu. O İsrail düşmanları artık İsraillileri orada görmek istemiyorlar. Birçok dükkanda No İsrail- No Dogs yazıyor. Bu suçtur Türkiye’de. İsrailliler 60-70 bin kişi gidiyor son 6-7 senedir. Mavi Marmara ve Erdoğan’ın Türk basınında anti-yahudi açıklamaları bunda etkili oldu. Devamlı yok efendim siz Arap çocuklarını Müslüman çocukları öldürüyorsunuz demesi. Tek taraflı olarak olayı Nedenine inmeden göstermek… Ne için? İsrail uçakları Gazze’yi bombalıyor, çocuklar ölüyor da… Peki kardeşim sana füzeyi attığı zaman ne yapacaksın? Uçak en azından o pilot çok seferde bombayı nereye attığını biliyor. Bunlar füzeleri attığı zaman Allahuekber diyor gönderiyor füzeyi, nereye düşerse düşsün. Adamın attığı bin tane füze zaten tarlaya düşüyor ama 5 tanesi şehrin ortasına, bir okula düşerse? Bilerek halka zarar vermek için…  Bundan 10 sene öncesine kadar İsrail Türkiye ilişkileri çok çok iyiydi Mavi Marmara ve One Minute olayından önce çok iyiydi. Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkilerimizi çok sıkı ve güzel bir havada tutulmasına yardımcı oluyorduk. İsrail’e yeni elçi atandı… Hem Putin hem Obama Erdoğan’a “Bana bak” dediler. O da yelkenleri indirdi ve İsrail’le tekrar yaklaşmaya baktı. Netanyahu da büyük amca ne dediyse onu yapıyor. O nedenle ilişkiler belki eskisi gibi olmayacak ama iyiye doğru gidiyor. Umuyoruz ki tekrar kötüleşmez. İlişkiler bozulduğu zaman biz burada çok üzülüyoruz.

    ÖNEMLİ!!!!

    Momo Uzsinay ablasıyla birlikte eski kaplıcalar ve yeşil Bursa’ya karşı Çelik Palas Oteli’nin balkonunda

    Birlik Sekreteri Jak Aboresi, kolumdan tutup beni bir başka odaya götürdüğünde odada türk ve israil bayrağıyla sarılı Atatürk büstünü gösterdi. “Bu saygıyı Türkiye’deki pekçok yerde artık göremezsiniz” dediğinde hem gururlandım, hem de mutluluk duydum…